KAF DAĞININ ARDINA TAŞINAN TÜRK BÜROKRASİSİ

" Mevzu vatansa hepimiz ölelim, mevzu makamsa hepiniz ölün..." Alpaslan TÜRKEŞ.

Birbirinden ayrı düşen ve yabancılaştırılan ilişiklilerde; hep kullanılan, çokça söylenen bir söz vardır; bize ne oldu böyle!
Asıl sorulması gereken soru, bize ne yaptınız ve biz ne yaptık.

İnancım odur ki herkes yaşadığı kadar bilir, ben ise yazılarımdan yola çıkar yaşadıklarımı anlatırım;


Son günlerde Almanya da iki Türk doktorun bulduğu iddia edilen aşıda,

İnsan kendi yalnızlığına bakarken; medyanın şaşalı haberleri ardı, bu buruk sevince, biraz hüzünlü katılır aslında;
Global bir köyde, olmayan sınırlar ardı yaşanan; beyin göçüdür sorun, bu hüzünlü matemin ardında.

Lakin göçü tetikleyen ardı sebep arandığında, ağır işleyen Bürokrasi; yeniliği kapalı beyinler, bana dokunmayan bin yıl yaşasın zihniyeti,


İnsan ister istemez sorar bir öz eleştiri ile neden ve niçin döngüsünde;

Yaşanan bunca beyin göçü bu ülkede yaşandı?

Rahmetli Babam İbrahim Kündem ’in bana sıkça ve tekerrürle sarf ettiği o sözlerin eşsiz öğretiyle

- Oğul ‘Kullanamadığım aklım ele sermaye oldu’…

Galiba bu söz yaşanan beyin göçünün sebep ve sonuç ilişkisini gayet net özetliyor;

Lakin insan şu soruyu da kendine sormadan edemiyor, bu kişiler bu ülkede kalsaydı ve bu bilimsel çalışmaları bu ülkede gerçekleştirseydi sonuç ne olurdu?

Cevabın ucu açık ancak dedim ya herkes yaşadığı ve yaşanılan kadar bilir!

Sivaslı Rahmetli Nuri Demirağ'ın; uçak fabrikasının akıbeti,

Bunlar eski hikaye derseniz; bir de yenilerini, birkaç kısa vakit öncesi yaşananları; İlk ağızdan, Yurt dışında yaşayan ve ülkemize ya da Sivas’ta yatırım yapmak isteyen, Öncelikle gönül sonrasında iş insanları olan kişilerden dinleyin; Ne yaşadılar, neyle karşılaştılar, nasıl karşılandılar!.

Bu konuya başka bir haberde ve kitabımda ömrüm kifayet ederse, bu vatana millete olan borcum olarak yer vereceğim; dinlediğinizde ayaklarınız titrer gözleriniz dolar,

Uzak olmayan geçmişte yaşanan hezimet ve bürokratik yıkımlara dönersek,

Devrim otomobiline yaşatılan hezimet, Ve bugün bile yürekleri burkan o acı son, her şeyi özetler aslında!..

Doktor ve aşı demişken, geçmişten hayal meyal aklımda; ‘zakkum’ ağıcından kanser ilacını bulduğunu iddia eden bir doktor ve onun yitik unutulmuş hikâyesi,


Bir ara Türkiye’nin önemli bir profesörü olan Ziya Özel, “Anvirzel” markası ile bilinen Nerium Oleander (N.O.) ekstrelerinin mucidi Dr. Ziya Özel, 1988 yılında TRT’de katıldığı bir televizyon programında kansere zakkumla çare bulduğunu iddia etmişti. TRT’deki programdan sonra “Zakkumcu Ziya”’ olarak anılmaya başlanan Özel ardından Amerika’ya gitti ve bir daha Zakkumcu Ziya Özel geri dönmedi. Özel, gazete sayfalarını günlerce meşgul etmişti. Türk Tabipleri Birliği, Özel ve TRT hakkında halkın sağlığına zarar verecek yanıltıcı beyan ve yayınlar yaptıkları iddiasıyla soruşturma açılmasını talep etmişti 

(Kaynak: https://tasova.gen.tr/turkiyedeki-ilac-sirketlerinin-amaci-ne/)

Gerisi; olaylar olaylar olaylar!..

Lakin kendi tecrübelerimden kaim ki, Bürokrasi halktan giderek uzaklaşıyor ve Kafdağı'nın üzerinde sanki ulaşılmaz bir noktada fildişi saraylarda ikamet ediyor, geçici makamların sarhoşluğunda, ama hepsi bir İllüzyon ardında, ne olacağım demektense ne oldum gösterişi,


Yakın zamanda "Şehir İmajının Boyutları: Sivas İli Örneği" konulu tez çalışması için çalınan kapılar başvurulan makamlar;

İçlerinden Sivas Cumhuriyet Üniversitemiz, Rektörlüğünü ve özellikle Rektör Hocamızı tenzih ederim; onların desteği olmasa; bu kadar bürokratik prosedürü, bu denli resmi yazışması olan çalışmaya/araştırmaya, bırak başlamayı, kalkışamazdık bile,

Ve arka planda; Danışman Hocanızla başlayan, Enstitü Sekreterliği ve Müdürlüğüne uzanan, destekleriyle ve katılımlarıyla Sizi cesaretlendiren, Sn. Rektör Hocamızdan, Rektör Yardımlarımızdan, Genel Sekreterlik Makamımıza ulaşan; Bir dizi Sivas sevdalısı;

Sivas için yapılan bu çalışmada çorbada benimde tuzum olsun, Temelde benimde bir taşım, bir kürek harcım olsun çabası, sizi yüreklendiren, daha iyisini yapmalıyım ve yapmalısın diyen dediren o güdü;

Sivas Milletvekillerinden, Sivil Toplum Kuruluşlarına, Derneklere, Kanaat önderlerine ulaşan geniş bir örneklem,

Öte yanda, Sıvasın belirli alanlarda, siyasi politik seçilmiş ve atanmış temsilcisi olan ve olduğu İddia edilen ve bu çalışma ile beklide en ilişki bürokratik ve siyasi kurumlarda, Tepeden bakar ukala kibirli konuşmalar ve de davranışlar, her an eleştirisel, her an sorgulayıcı tutum.

Karşılığı olmayan bir torba boş laf, taşın altına eline koymak yerine taşı kafanıza çalmaya (Sivas ağzıyla taşı kafanıza geçirmeye çalışan), İl kurum Sekretaryanın ya da ilgili makamların, Özel Kalem Müdürlerinin ötesine ulaşmanın neredeyse imkânsızlığın da, halkla iletişimin neredeyse tamamen koptuğu, şanslı iseniz şube müdürü düzeyi gerçekleşen görüşmeler.

Onda ise şube müdürünün, ya da o alan ila ilgili kişilerin, bu çalışma nerden çıktı ki, ne alakası var ki, biz buna cevap veremeyiz ki, ilgili il müdürümüzünse bu konuda bilgisi olmaz ki cevabı ardı 'ah liyakat vah liyakat dediren' söylevler,

Sözün devamı, biz buna neden katkıda bulunacağız, siz tez yazacaksınız yarın öğretim üyesi vs. vs olacaksınız gibi anlamsız ve pata küte 'dereden tepeden' cevaplar. Laf biraz uzasa, iş kavgaya varacak süreç.

Siz eleştiride bulunduğunuzda açıklama ve öngörülerinizi ilettiğinizde, beni tehdit mi ediyorsun varan ya da varacak ideologlar; kapıdan ve makamdan ayrılınca tarafımca bir serzeniş,

- Bu söyledikleriniz Kurumunuz ve Sivas için ne kadar üzücü!

Çaldığınız her kapıda her makam çok meşgul, herkes çok yoğun; işin özü Kafdağı'nın ardına, fildişi saraylarına taşınan halk ve halkıyla kopan yabancılaşan bürokrasi,

Reisin ‘Başkanın, Başkomutanın’ tüm uyarılarını hiçe sayan, kulak tıkayan anlayış.


Birde çok karşılaşılan ve karşılaştığım bir soru; sen kimsin, cevap verilmek istense kabarıkça bir Cv./Özgeçmişi olan, lakin bunların hiçbir önemi olmayan,

- Haktan gelmiş, Halkım sadece,

Sanki biz bu Tezi; bunca çabayı, yorgunluğu maddi ve manevi fedakârlığı,

Sivas için, Ötesi Türkiye için bilimsel bir çalışma olsun ülküsünde değil de, sanki laf olsun diye yapıyoruz;

Sivas ve Türk biliminin ilerlemesinde, bu bürokratik anlayış en büyük engel,

Bir Gün 15 Temmuz kalkışması öncesi FETÖ’ kimliklendirilmesinde ülkeye kanser gibi yayılmış zihniyette, Bir gün Köy Enstitülerini kapatan zihniyette, Bir günse uçak fabrikasının kapısına kilit vuran; olmadı ‘devrim arabasını yok eden zihniyette, Yetmedi zakkumdan kanser ilacın ardındakinde ki zihniyette,

Lakin farklı zihniyet ve zümrelerde benzer işleyiş; 15 Temmuz kalkışması, ihaneti sonrası kanser bürokrasiden büyük ölçüde kazınmış kesilip atılmış olsa da; Kanser bulaşmış bu zihniyet, bu kanserli ölümcül zihniyet, FÖTE’ den bağımsız yada kripto yapılarla bağıntı olarak varlığını sürdürmenin ötesi, yayılmaya da devam ediyor!..

Diyojen'in “Gölge etme başka ihsan istemem.” sözünün yaşanan gerçeği.


Adresiz Mektuplar: Serkan Deniz Kündem/Kalender ŞAH

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Serkan KÜNDEM - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Türkiye Haberi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Türkiye Haberi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Türkiye Haberi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Türkiye Haberi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Bugün Seçim Olsa Kime Oy Verirsiniz