Türk Kültüründe Al Karısı

Altay eskatolojik mitinde Karaş ve Kerey şeytanın çocukları olarak bilinir. Bu iki olumsuz tip, dünyanın sonu geldiğinde yeryüzüne çıkarak iyiliğe karşı savaş açarlar. Mandı-Şire ve May-Tere ile savaşırlar. Karaş ve Kerey mitin farklı varyantlarında Albıs ve Şulmus adı ile bilinir.

Kültür adı verilen kavramın içinde şüphesiz o kültürünün içinde yaşayan toplumların kimlik kodları yer almaktadır. Bu kodların içindeki uygulamaların (ritüeller) bir kısmı günümüzde varlığını geçmişte olduğu sürdürürken bir kısmı da sürecin şartlarına bağlı olarak değişim-dönüşüm içerisinde varlığını devam ettirir.

Kültür durağan bir yapıda değildir. Yaşaması için bireye, mekâna, zamana ve belleğe ihtiyacı vardır. Kendiliğinden oluşmaz. Son derece özenli ayrıntılara (ritüellere) bağlıdır. Evet, bellek dediğimiz olgu bireye aittir ama belleğin oluşumu insanın sosyalleşme sürecine bağlıdır. Mutlak bir yalnızlık içinde büyüyen bir insanın ise belleğinden söz edilemez.

Türkiye’de “Al karısı” olarak bilinen bu yaratık, Türk dünyasında; al, albastı, alkarısı, al kızı, al anası, al avradı, albıs, almış, alpas, alpata, albalı, hal karısı, alvastı, albarstı, albaslı, hal henesi, albaslı katın, al apar, almaştı, kayış ayak, taun (mencikli), rusali vb. çeşitli adlar ile zikredilmektedir.

Bu yaratığın eylemi hemen hemen bütün Türk dünyası toplumlarında aynıdır. Loğusa dönemindeki anne ve bebeğine, atlara musallat olur. Genellikle kısrak ata biner, bindiği atın yelelerini örer ve onları çatlatana (terletene) kadar koşturduğu anlatılır.

 Al karısının, çok çirkin ve iğrenç bir suratı vardır. Yapılan tasniflerde, uzun boylu, uzun parmaklı, uzun ve darmadağınık, dişlerinin at dişi gibi iri ve seyrek, ayaklarının ise ters olduğuna inanılır. Genellikle kırmızı (sarı veya kara da olabilir) elbise giyen alkarısının, loğusaların veya yeni doğan çocukların ciğerlerini yiyerek beslendiği, subaşında ve ağaçlık yerlerde yaşadığı rivayet edilir. İnsanlar, al basmasından korunmak için bir kısmı İslamî, bir kısmı ise eski Türk inancıyla bağlantılı olan çeşitli tedbirler alırlar. Bu tür varlıklar, gerekli tedbirler alınmadığı takdirde başta loğusalar olmak üzere diğer kadınları, genç kızları, erkekleri ve atları/kısrakları da rahatsız etmektedirler. Halk arasında, genellikle erkekler tarafından, göğsüne iğne saplanarak yakalanan bu yaratıkların, yakalayan kişinin evinde hizmetkâr olarak çalıştığına dair çeşitli efsaneler anlatılmaktadır.

Anadolu’da bu varlıktan korunmak için çeşitli uygulamalar yapılmaktadır:

Kars’ta; geceleri, loğusa yalnız bırakılmaz, ışığı sürekli yanık tutulur, hasta yalnız kaldığı zamanlarda ise ağzına sakız verilerek onun uyumasına engel olunur.

Elazığ’da; loğusanın başucuna su, süpürge ve Kur’an-ı Kerim koyulur, yakasına iğne türü bir şey takılır ve yanında sürekli bir erkek (eşi veya yakın akrabalarından bir erkek) bulunur. Elazığ’ın bazı ilçelerinde ise kadının başucuna soğan, demir çubuk ve Kur’an-ı Kerim konulur.

 Erzurum ve çevresinde, loğusanın yastığının altına bir parça kurt derisi konulur.

 Anadolu’nun birçok bölgesinde; loğusanın başına beyaz yaşmak ve kırmızı bir tül bağlanır. Kırmızı altın takılır ve hastaya kırmızı şeker hediye edilir.

Çukurova bölgesine yerleşen Girit göçmenlerinin inancına göre, kırklı kadının odasına asla su konulmaz. Bebeğin beşiğinin üzerine ve loğusanın başına kırmızı örtü/kurdele bağlanır, odada Kur’ân-ı Kerim’den ayetler bulundurulur.

Manisa’nın Karacaoğlanlı köyünde, kapının ağzına kazma kürek konulur. Ayrıca bir şişin üzerine, elma, portakal, üzerlik, çörek otu ve mavi boncuk, kırmızı bir kurdele ile bağlanarak loğusanın baş tarafına bırakılır.

 Çukurova bölgesinde de buna benzer tedbirler alınır. Çocuğun veya loğusanın yastığının altına soğan, ayna, tarak, ekmek, bıçak, hamaylı konulur, yüzü kırmızı bir örtü ile kapatılıp, su kaplarının ağzı kapatılır. Çünkü alkarısının, bazen de kuş şeklinde gelip, suya boncuk atarak çocuğun ölümüne sebep olacağına inanılır.

Türk dünyasında da al karısından korunmak için benzer uygulamalar yapılmaktadır:

Güney Azerbaycan’da Karapapaklar arasında hal aparmasından / al basmasından korunmak için odaya sarımsak ve soğan konulur, ayrıca demir dövülür.

Karakalpaklar arasında, loğusanın odasına bıçak, demir, Kelam-ı Kadim, tuz, ateş, şap, sarımsak, çivi vs. konulur. Ayrıca odada suyun olmamasına dikkat edilir.

 Romanya’da Dobruca Türkleri arasında, loğusanın ve bebeğin yastığının altına Kur’ân-ı Kerim konulur. 

Makedonya Türkmenlerinde, loğusanın yastığının altına at gemi veya üzengisi konulur.

  Ahıska Türklerinde, kapı eşiğinin önüne demir konulur. Böylece, cinlerin içeriye giremeyeceğine inanılır.

Erzincan yöresinde anlatılan bir efsaneye göre;

Bundan 60-70 sene önce Üzümlü ilçesine bağlı Bayırbağ köyünde Enver Bey adında bir bey yaşarmış. Emrinde ise bir çok işçi çalışırmış. Günlerden bir gün Enver Bey, evinde dinlenirken ahırdan at kişnemesi duyar. Bu ses belirli aralıklarla devam eder. Daha fazla dayanamayan bey, gaz lambasını eline aldığı gibi ahıra iner. Ahıra geldiğinde atının saçlarının örüldüğünü ve atın kan ter içinde kaldığını görür. Bu olay bir- iki gece daha devam eder. Sonunda bey, durumu köyün ileri gelenlerinle anlatır. Tabi köyün ileri gelenleri durumu anlar. Beyin atına al karısı musallat olmuştur. Tek bir çaresi vardır. O da al karısını yakalamaktır. Bunun için beye, acı sakız alıp atının üstüne sürmesini ve elinde çuvaldızla ahırın bir köşesinde beklemesini, atın saçlarının örüldüğünü görünce çuvaldızı batırmasını söylerler.

Bey, ihtiyarların dediğini harfi harfine yapar. Gecenin bir vaktinde Al karısı gelir, ata biner. At yine tepinip zıplamaya başlar. Alkarısının yapışıp kaldığını anlar. İğneyi batırınca al karısı beyin gözüne görünü verir.

Al karısının bulunduğu evlerde bereket olurmuş, her şey çok olurmuş. Al karısını tam yedi yıl çalıştırırlar. Evin bütün işini görür. Bir de ekmek pişirirmiş ki yemekle doyulmaz. Bir gün al karısı çamaşır yıkamak için Pahnik çayına gider. Çocuklar da çayın başında oynuyorlarmış. Kendisi korkudan çıkaramadığı için yakasındaki iğneyi onlara çıkartmak ister:

 “Parmaklarım yara olduğu için şu iğneyi çıkartamıyorum, sen çıkarıver”. Çocuklar da hemen çıkartırlar. Al karısı derhal kaybolur. Beyin adamları gelirler, çocuklara sorarlar. Çocuklar da olanları anlatırlar. Suya bakarlar ki kıpkırmızı... Meğer al karısı taifesi kendilerinden ayrılıp da tekrar geri dönenleri kabul etmez, öldürürlermiş.

 

Kaynakça

Bahaeddin Ögel, (2017). Türk Mitolojisi, Ankara: TTK.

Esma Şimşek, (2017). Türk Kültüründe “Alkarısı” İnancı ve Bu İnanca Bağlı Olarak Anlatılan Efsaneler, Akra Uluslararası Kültür Sanat Edebiyat ve Eğitim Bilimleri Dergisi 2017 (S.12) C.5 / S.99-115.

Ruhi Kara, (1994). Erzincan Efsaneleri Üzerine Bir Araştırma, Ankara: Erzincan Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Vakfı Yayınları.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yusuf Kenan BEZGİN - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Türkiye Haberi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Türkiye Haberi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Türkiye Haberi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Türkiye Haberi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Bugün Seçim Olsa Kime Oy Verirsiniz