İSLÂM MEDENİYETİ’NDE SAĞLIK KURUMLARI

İnsan sağlığına önem veren İslâmiyet’in kuralları çerçevesinde Müslümanlar tarih boyunca hastaneler kurarak hizmet vermişlerdir. Bu hizmet gerek tıp alanında medreseler yani Dârü’t-tıb olsun gerek hastaları tedavi etmek amacıyla Dârü’ş-şifâ, Bimarhane, mâristan, Dârü’s-sıhha… gibi kurumlar olsun günümüzdeki sağlık kurumlarının temelini teşkil etmektedir.

8. ve 13. yüzyıllar arasında çok geniş bir coğrafyada medeniyet kuran Müslümanlar diğer ilim dallarının yanı sıra tıbba çok önem vermişlerdir. İslâmiyet’in doğuşundan sonra gereksinimlere koşut olarak rasathane, hastane, bilgelik evi gibi çeşitli bilim ve eğitim kurumları oluşturulmuştur. Toplumsal huzuru ve beraberliği sağlamak için, bedensel ve ruhsal sağlığını kaybetmiş kimseleri topluma zarar vermeyecekleri şekilde bir arada tutmak, bakımlarını yapmak ve iyileştirmek amacıyla İslâm dünyasında hastaneler kurulmuştur.

11. yüzyılın ortalarından itibaren İslâm dünyasında hâkim unsur olarak görülen Selçuklular ve onları takiben Osmanlılar, pek çok tıbbî eser ve bu arada Dârü’ş-şifâlar meydana getirmişlerdir.

Dârü’ş-şifâ kelimesi şifa yurdu anlamına gelmektedir. Günümüzde kullanılan hastane kelimesi ise, ilk kez 1876’de Ahmet Vefik Paşa tarafından yazılan Lehçe-i Osmani ile “hastahane” şeklinde sözlüğe girmiş olup, Türkçe’ye Farsça’dan geçmiş bir kelimedir. İngilizcede kullanılan hospital kelimesi, hospites yani ziyaretçi kavramıyla ilişkilidir. Ortaçağda hacıların konaklaması için yapılan yer anlamına gelmektedir, kelimeden türetilen hospitality kelimesi de misafir severlik anlamındadır.

Dârü’ş-şifâlar, işlevsel olarak bugünkü hastanelere karşılık gelen hizmet kurumlarıdır. Tedavi edici hekimlik hizmetlerinin yanı sıra tıp eğitimi veren kurumlar da oldukları söylenmektedir. Darü’t-tıplar ise tıp eğitimi verilen kurumlar için kullanılan bir isimdir. Eğitimleri ise usta-çırak ilişkisi şeklindedir. Buralarda eğitim görenler hocasından icazet almaktadır. 

707 yılında cüzzamlı, kötürüm, kör, yatalak ve kimsesizleri barındırmak amacıyla İslâm dünyasında ilk hastane kurulmuştur. Böylece tehlikeli boyutlara varabilecek hastalıkların sınırlandırılması ve çevreye zarar verebilecek psikolojik veya fizyolojik yönden hasta kişilerin belirli yerlerde toplanması amaçlanmıştır.

Hastane fikrini gündeme getiren bir diğer neden de kimsesizlere ve sakatlara yardım etmenin sağlayacağı sevaptır. İslâm dünyasında kurulan bu ilk hastanenin ardından bir yüzyıl sonra çok daha yetkin konuma sahip, eğitim ve tedavi kurumu olarak hizmet verecek hastaneler kurulmuştur. Bunun en güzel örneği de Halife Mütevekkil zamanında Kahire’de yaşayan Fetih İbn Hakan adlı büyük Türk komutanın damadı Ahmed İbn Tolun’un kurdurduğu hastanedir.

Tolunoğulları döneminde Mısır’da, Tolunoğlu Ahmed tarafından 872-874 yıllarında  60.000 dinar harcanarak kurulan Bimaristan, Türk-İslâm Tarihi’nde  türünün ilk örneğiydi. Bu sağlık kurumunun zengin-fakir, hür-köle, Müslim-gayrimüslim ayrımı yapmadan herkese hizmet veren bir hastane olduğunu, hatta delilerin de tedavi edildiği bir bölümü içerdiğini öğrenmekteyiz. Hastaların özel hastane elbiseleriyle bulundukları, ilaçlarının ve yemeklerinin önlerine getirildiği de bilinmektedir. Tolunoğlu, her Cuma günü Bimaristan’a gelir, kontrollerde bulunur, doktorlar ve hastalarla görüşerek ihtiyaçların eksiksiz giderilmesiyle ilgilenirdi. Ayrıca Tolunoğulları döneminde Tıp eğitimi verilmesi sağlanmış, Ahmed b. Tolun Camii arkasında bir eczane yer almakta ve aniden rahatsızlananlar için bir de doktor görev yapmaktaydı.

İslâm dünyasında bilimsel tıp eğitimi Abbasiler zamanında başlamış, Selçuklular döneminde zirveye ulaşmıştır. Bîmâristân-ı Adudî, Selçuklular döneminde büyük ve ünlü bir tıp akademisine dönüşmüştür. Tuğrul Bey zamanında buradaki hekim sayısı 28’e çıkarılmış, yoğun bir tıp eğitimi ile o dönemin büyük bir tıp merkezi haline getirilmiştir. Burada tıp eğitimi akademik mahiyet kazanmış; öğrenciler belli bir aşamadan sonra doktora tezi mahiyetinde risale hazırlamakla yükümlü tutulmuşlardır. Bugüne kadar gelen doktora tezi, 1178 yılında adı geçen akademide Galen’in Hıfzısıhhası üzerine hazırlanmış Kitâbu Câlînûs fî Tedrîbi’s-Sıhha adlı eseridir. Bu usul, Avrupa tıp fakültelerini etkilemiştir.

Abbasiler döneminde sağlık alanında büyük gelişmeler yaşanmış ve faaliyetlerde bulunulmuştur. Hastaların tedavisinde Müslüman-Gayrimüslim ayrımı yapılmazdı. Selçuklular dönemi sağlık kurumlarından biri de seyyar hastanelerdi. Melikşah ve Irak Selçuklu Sultanı Mahmud’un sırasıyla 100, 200, 400 deveden müteşekkil kafileler tarafından hekim, hasta ve ilaç ve diğer gerekli levazımatın taşındığı ve özellikle ordular için seyyar hastaneleri vardı. Selçuklular, ekonomik hayatın bel kemiği olarak yaygınlaşan kervansaraylarda hastaneler kurmuşlardır. Ülkenin hemen her yöresinde ve özellikle Anadolu’nun hastalanan yolcuların tedavisi için kurulan hastaneler din, dil, renk ve ırk ayrımı gözetmeden herkese sağlık hizmeti veriyordu. Halk sağlığı ve tıp eğitimi için kurulan genel hastanelerin sayısı Selçuklu döneminde çok fazlaydı. Nizamülmülk önce Nişabur’da ve 1076 yılında Bağdat’ta yaptırdığı Nizamiye medresesinde bir de hastane kurdurmuştur. Selçuklular’da saray mensupları ve muhafızları için saray hastaneleri mevcuttu. Saray hastaneleri Osmanlılar’a ve Moğollar döneminde Çin’e kadar tesir etmiştir.

İslâm medeniyetinde bu hastaneler sadece tedavi kurumu olarak değil, aynı zamanda birer tıp okulu olarak da görev yapmıştır. Bu yapılarıyla 13., 14. ve 15. yüzyıllarda İtalya ve Fransa’da kurulan hastanelerden daha iyi teşkilatlanmış ve düzenlenmiş olduklarını söylemek mümkündür. Bu hastanelerin daha sonra Batı’da kurulan hastanelerden farklı yönleri şu şekilde sıralanabilir:

·         Bu hastanelerde hastalar hastalıklara göre, farklı koğuşlara konulmaktaydı.

·         Akıl hastalığı “hastalık” olarak kabul ediliyor, dini bir cezalandırma olarak nitelendirilmiyordu.

·         Bütün hastalıklar için belli ölçüde sterilizasyon önlemleri uygulanmaktaydı.

·         “Sosyalizasyon” yani ücretsiz tedavi uygulanmaktaydı.

·         Kurumun masrafları vakıf geliriyle karşılanmakta, böylece devamlılığı sağlanmaktaydı.

·         Tedavilerin hepsi bilimseldi, dini bir yanı yoktu.

Batı’da bu özelliklere sahip hastanelerin kurulması çok sonraları gerçekleşmiştir. Hatta bu alanda fon veya vakıfların tahsis edilmesi 20. Yüzyılda ortaya çıkmıştır. Akıl hastalığının tanrının verdiği bir ceza olmadığı düşüncesi Batı’da 18. Yüzyıldan itibaren şekillenmeye başlamış ve sterilizasyon önlemlerinin uygulanması ise ancak 20. Yüzyıldan itibaren yaygınlaşmıştır. 

KAYNAKÇA

AYDÜZ, Salim, “Selçuklu Hastahaneleri”, Sızıntı Dergisi, Y. 19, S. 222, Temmuz 1997, s. 15-23.

 DEVELİOĞLU, Ferit, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Aydın Kitapevi Yayınları, Ankara 2012.

 ELÇİN, Melih, “Tıp Eğitiminin Tarihçesi”, Hacettepe Tıp Dergisi, C. 41, S. 4, 2010, s. 195-202.

HANCI, Hamit, “Yılan Hikâyesi”, Sted Dergisi, C. 14, S. 8, 2005, s. 6-10.

SARIÇAM, İbrahim- ERŞAHİN, Seyfettin,  İslâm Medeniyeti Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2014.

 SONGUR, Haluk – SAYGIN, Tuba, “Şifahaneden Hastaneye: Sağlık Kuruluşlarının Değişimine Genel Bir Bakış”, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, S. 19, Isparta 2014,  s. 199-212.

TOPDEMİR, Hüseyin Gazi, “İslâm dünyasında tıp”, Bilim ve Teknik Dergisi, Ağustos 2012,  s. 90-93.

YAZICI, Nesimi, İlk Türk-İslâm Devletleri Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2007.








# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İpek Ortaeri - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Türkiye Haberi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Türkiye Haberi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Türkiye Haberi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Türkiye Haberi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Bugün Seçim Olsa Kime Oy Verirsiniz