LOZAN MUAHEDENÂMESİ

  LOZAN MUAHEDENÂMESİ’NE DAİR UMÛMİ DEĞERLENDİRME“Eûzü bi kelimatillahi't-tammati min şerri ma haleka”   (…İmtisali câhidu fillâh oluptur niyyetûm Dîn...

 

LOZAN MUAHEDENÂMESİ’NE DAİR UMÛMİ DEĞERLENDİRME

“Eûzü bi kelimatillahi't-tammati min şerri ma haleka”

 

(…İmtisali câhidu fillâh oluptur niyyetûm

Dîn-i İslâmın mücerred gayretidûr, gayretûm…)

 

Fatih Sultan Mehmet Han Hz.

 

Kendilerini milletin kurtarıcısı addederek beş bin yıllık bir geçmişi reddetmek ve bundan da hususiyetle bin beş yüz yıllık bir İslam Medeniyeti ile aramızı açmak kabilinden İnkılap yaparak bunu da güya modernleşmek !!! gayesi güttüğünü belirterek gerçekleştirdiğini söyleyenlerin, memleket hududlarını bilhassa MİSAK-I MİLLİ Hedeflerinden kopartarak, dayatılanı kabul edenlerin muâhedesidir LOZAN..!

 

Günümüzde ise hala 1923 ’ün batıl ve batılı kafasının avaneleri halen aynı zihniyet ve mefkûre dâhilinde geçmişimize, büyüklerimize ve aslolan ATA(larımıza) sövmektedirler.

Ve bu fiilleri icra ederken de utanmadan sıkılmadan Milletimizi 1919 da varetmek, bunun ezelini yok saymakla halen yaşayabilecek ve devam edebileceklerini zannetmekte, ısrarla direnmektedirler.

 

Muhtasaran bir Girizgahtan sonra,

 

Gel gelelim,

Devletimİzin, Milletimizin, Namusumuzun, Şeref ve Haysiyetimizin TAPU ve GARANTİSİ olan..! Lozan’a…

 

Gözü, gönlü, hedefi ve umudu Batı’ya dönük Cumhuriyet Hükümeti’nin temel yapı taşı olan Lozan Muahedenamesi, Milli Mücadele nihayetinde karşılıklı murahhaslar düzeyinde İsviçre’nin Lozan Şehrinde 24 Temmuz 1923 tarihinde imza edilmiştir.

Bir tarafta Türkiye, diğer tarafta Müttefikler yani başta(İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan) bulunmak üzere (Romanya, Sırp-Hırvat, Slovenya ve Polonya) arasında cereyan eden müzakereler, takriben 8 ay devam etmiş ve konferansın 4 Şubat 1923’ te inkıtâya (kesintiye) uğramasıyla iki safhada gerçekleşmiştir. Bu müzakerelere ABD ve Rusya müşâhit sıfatıyla katılmış, Bulgaristan ise Ege Denizi’ne bir mahreç talebiyle zaman zaman dahil olmuştur.

Bu bilgiler ışığında taraf ve müşâhit devletlerin müzakere vetiresinde nasıl vaziyet aldıkları zabıt ceridelerinde kayıtlıdır.

Bu müzakereler latinize haliyle, Seha L . Meray / YAPI KREDİ YAYINLARI tarafından yayınlanmıştır.

 

Evveliyetle bir kaç meselede doğru bilinen yanlışları düzeltelim.

 

1.   Kemalistlerin canhıraş şekilde ısrar ettikleri ama aslı astarı, dayanağı olmayan Sevr Barış Muahedenamesi ile mukayesesidir. Ancak Lozan’ı değerlendirirken kesinlikle Sevr ‘in ülkemize çizdiği hudutlar baz alınmamalıdır.

 

Çünkü:  Lozan, usulüne uygun olarak karşılıklı müzakerelerle cereyan etmiş, ortaya çıkan muâhede metni murahhaslarca imza edildikten sonra iç hukuk kaidelerine göre alâkadar devletlerin parlamentolarında tekrar müzakere ve kabul edilmiş ve devlet reisleri tarafından tasdik olunmuştur.

Sevr ise, Türk Murahhaslarına bilâ müzâkere müthiş bir cebir ve terör havası içinde zorla imzalattırılmış, Yunanistan hariç hiçbir devletin parlamentosunda müzâkere ve devlet reislerince kabul olunmamıştır.Bu sûretle onu gayr-î mer’î kılan, sayısız itham ve iftiralara maruz bırakılmış son Osmanlı Padişahı Sultan Vahîdeddin’in vatanperverâne mukâvemeti olmuştur. (1) Bu sebeple proje hâlinde kalmış olan Sevr’i, Lozan’ın değerlendirilmesinde esas almak abesle iştigalden başka bir şey değildir. (2)

2.   Lozan müddetli bir muahede değildir.

Lozan’ın yüz yıl geçerli olacağını, buna binâen 2023’ te meriyyetini kaybedeceğini cahilce iddia etmek sûretiyle muahedeye ömür biçen sözüm ona zavallı tarihçilere delilini sormak gerekmez mi?

Bu safsatalara cevap şudur:

Alemşümul hukuk kaidelerine göre eğer bir antlaşmada bir müddet belirtilmemiş ise o antlaşma mer’iyyetini muhafaza eder, lakin taraf devletlerden biri veya birkaçı anlaşmaya itiraz ve ihlal etmesin.

Ayrıca Lozan’ın müddetinin bitmesini beklemeye de lüzum yoktur.

Lozan Muahedenâmesi yer yer ihlal edilmiştir.

Bunun en bariz misali;

Antakya’nın 30 Haziran 1939 da Anavatanımıza dahil edilmesi,

20 Temmuz 1936’ da Boğazların statüsünü değitirecek olan Möntro Boğazlar Sözleşmesinin imza edilmesidir.

Buradan da anlaşılıyor ki devletin gücü yettiği takdirde antlaşma bozulabiliyor. 

(Ne Harâbiyim ne Harâbatiyim, 

Kökü Mâzide olan Âtîyim)

Yahya Kemal Beyatlı

3.   Diğer bir iddia ise Lozan Muâhedesinin gizli maddelerinin olduğu görüşüdür.

Bu da düpedüz yalandır. Bu iddiaya dair de hiç bir vesika ve delil yoktur.

Kısacası saydığım bu maddelerin fikir babaları ya gafleten yahut bilerek, isteyerek yapılmış fiiliyâtlardır...

Peki Lozan nasıl değerlendirilmelidir?

Lozan’ı değerlendirmedeki asıl miyarımız Misak-I Milli Hedefleri olmalıdır.

Çünkü: Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı bu hudutları asgari vatan sınırları olarak belirlemiş ve en kötü ihtimâl bu sınırlarda kalınması gerektiği vurgusu yapılmış, bu hudutların daha da fazlasını istenmesini ifade etmişlerdir.

Son Osmanlı Meclis-i Mebusan-ı, Mondros Mütarekenâmesinin ağır şartlarının farkına varmış ve mütarekenin imzalanmasının hemen ardından müttefiklerden tehditler geleceğini zaten tahmin ve tâyin etmiş,mâddî ve mânevî bütün mes’elelerde kabul edebilecekleri bütün şartları ve azâmî hudutları  Misak-ı Milli ismi ile 6 madde halinde tespit ve 28 Ocak 1920 ‘de kabul üzerine yemin etmişlerdir.

Türkiye, Lozan’a 1918’ deki mağlup bir devlet sıfatıyla değil, 1922’de  İzmir’ den Yunan’ı denize dökmüş galip bir devlet hâl ve vaziyetiyle gitmedi mi?

 

İngilizlerin, 16 Mart 1920’ de İstanbul’da Osmanlı Meclis-i Mebusan-ı’nı basmaları üzerine 23 Nisan 1920’de  Ankara’da toplanmış ve bu kararlar aynen tasdik ve kâbul edilmiştir.

Bu demektir ki 1. Meclis tarafından da Misak-ı Milli rehber ve hedef ittihaz edilmiştir.

Buna göre 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekenâmesi imza edilmesi anında fiilen ve hukûken elimizde olan yerler asgari vatan sayılmaktadır.

 

Lozan’a da muzafferen gidildiğine göre daha fazlasını dava ve müdâfaa etmek lazım gelirken verilen tavizler tüyler ürpertici ve korkutucudur.


Gel gelelim Türk Heyeti’nin Lozan Konferansı’ndaki hâl-i  vâziyetine…

Türk Başmurahassı İsmet Paşa, Lozan müzârekeleri için gittiği konferansta devlet ve milletinin vaziyetini ifade ile müdâfaa etmek şöyle dursun, zâruri olan lisân bilgisi, tecrübe ve terbiyesinden kesinkes mahrum düzeydeydi.

 O derece ki; bu aczîni bizzat itiraf ederek, Lozan’a gitmekten i’tizar ettiği M. Kemal Paşa’nın meşhur Nutku’nda bile kayıtlıdır.

İsmet Paşa Lozan yıldönümlerinin birinde gazeticelere verdiği bir demeçte bu husustaki acemiliğini ifşa edercesine: “O güne kadar çizmeden başka hiçbir ayakkabı görmediğini, hiçbir diplomatik faaliyete katılmadığını, salona girecekken ayrı bir elbise giyeceklerini sandığını” beyan etmişti.

 

İnönü’nün kulakları da rahatsızdı ve iyi işitmiyordu. Bundan dolayı yanında müzâkereleri takip mâksadıyla bir aracı bulunduruyordu.

Aracılar ise müşâvirlerden seçiliyordu. Peki bu müşâvirler nasıldı? Beraberinde ki gazeteciler ile birlikte, yüz elliye varan Türk Heyeti içinde neler yoktu?.. Bunların arasında kadın ticareti yapmaktan, petrol aracılığı peşinde koşanlara kadar ne türlü şahsiyetlerin bulunduğunu anlamak için İkinci Murahhas Dr. Rıza Nur’ un büyük bir açık kalplilikle yazdığı meşhur hatırâtı “Lozan Bahsi” okunmalıdır…

 

Bu heyetin içinde Yahudi Hahambaşısı Hayim Naum Efendi’nin bulunduğu ve bunun İsmet Paşa’ya akıl hocalığı yaptığı, Hilafet pazarlığının bir numaralı âmili olduğu dikkate alınırsa muvaffâkiyetsizliğinin sebepleri biraz daha anlaşılabilir hâle gelir.

 

Gerek Başmurahhas İsmet Paşa ve İkinci Murahhas Rıza Nur ve gerekse heyetteki diğer eşhas,

 

Avrupa karşısında aşağılık duygusuna kapılmış, kendi milli tarih ve şuur değerlerinden mahrum vâziyette, âdeta üçüncü dünya ülkesi kabilinden itirazsız dize gelmiş, muhâfaza ve müdâfaa edilebilecek olan (Adalar, Batı Trakya, Musul, Halep, Batum ve Antakya) vatan toprağını peşkeş çekmek yoluyla bir an evvel sulh e varmak ve Ankara’dakilerin Batılı İnkılâp hamlelerine başlayabilme arzusuna zemin hazırlamıştır.

 

Evet, İfade ettiğim bu hâl, İnönü tarafından şu ifadelerle bizzat tasdik edilmiştir.

 

“Şapka İnkılâbından sonra diğer bir arkadaşımızın, Ankara Valisi Yahya Gâlip Bey’in bir ziyaretini hatırlarım. Aynı zamanda mebus olarak bulunan Yahya Gâlip Bey de çok yakınımızdı. Bir teklifi vardı.”

 

“Nedir?” dedim.

 

“Şapkanın orta yerine bir ay yıldız koyalım; diğer milletlerden farkımız belli olur” dedi. Teklifi bu.

 

Yahya Gâlip Bey’e:

 

“- Canım biz bunları farkımız olmasın diye yapıyoruz, sen ne teklif ediyorsun!” diye çıkıştım. (3)

 

(Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem;

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem…)

Mehmet Akif Ersoy

 

Pekii, Rıza Nur farklı mı düşünüyor sanıyorsunuz? Elbette hayır..!

 

Bakınız o da bu istikâmetteki sayısız itiraflarının birinde: “Bizim şu komisyonda Hristiyanlar’ın evlenme, miras işleri vs. hakkında Yunanlılar ve diğerleri kıyamet koparıyorlar. Ben bunlara Avrupa kanunî medenîsini tatbik etmek üzere olduğumuzu söyleyerek cevap veriyorum.” (4)

 

Türk Murahhaslarının Lozan Konfreransı metnini imza günü onları başlarındaki silindir şapka ile gösteren fotoğraf da bu temâyülün diğer bir delilidir. Henüz şapka İnkılâbı yapılmadan şu gayretkeşliği başka türlü izah etmenin kâbil-i imkânı yoktur.

Günümüzde Lozan için zafer çığırtkanlığı yapan zevat’a haykırıyorum.

Şunu da okuyun…

 Yine Rıza Nur şunları söylüyor:

 

“… İsmet, Lozan’da Musul için daima bana:

-          Canım, gel şunu bırakalım da, sulh yapalım” der. Beni zorlardı. Ben de:

-          Olmaz, bütün mukavemetleri yapalım” derdim.

-          Canım, sonra boca ederiz, sulhu kaçırırız” derdi. Boca da onun tâbiridir.

 

 Ne yapsın efendisinin emrini icra ediyor. İhtimâl İngilizler, Trakya ve İstanbul için de Musul gibi yapsalardı onları da vermek isteyecekti. Bereket versin İngilizler bunlara hiç itirâz etmediler.” (5)

 

Murahhaslar heyetindeki dağınıklık, aynı zamanda kifâyetsizlikten de kaynaklanıyordu. Bunun tipik misallerinden biri de, t’ali komisyonunda Türkiye nâmına bulunan Tevfik Bıyıklıoğlu’ nun, Müttefiklerin Ege Denizi’nde nota teatisi sûretiyle re’sen ve bilâ münâkaşa terk ettikleri dört adayı zapta geçirirken, üçe indirerek koskoca Limni Adası’nı kendi müşâvirimizin hatası neticesinde kaybetmiş olmamızdır.

O derece ki İngiltere Hariciye Vekili Lord Gürzon umûmi celsede “herhalde bu adaya ihtiyacımızın” olmadığı yolunda bir beyanla bizimkilerle alay etmiştir…

 

Lozan Muâhedenâmesi; Türkiye’nin, ezel ve ebedini, oynanan oyunları, yapılan tuzakları görmesi bakımından incelenmesi gereken eden bir gerçeğidir.

Cumhuriyet hükümeti ile başlamış ve günümüzde de devam eden ve hâla münâkaşalara konu olan bu antlaşma, TCK ‘nın 5816 numaralı hükmü sebebiyle bir noktaya kadar ilerleyebilmiştir.

 

İnanıyor ve ümit ediyorum ki bu günlerde geçecek;Türkiye, tam müsâvat, tam hürriyet merhalesinde Davasına; Türkiye’ye, İslama, Ümmet’e ve Millet’e sahip çıkma şuurunu gösterecek, bu noktalarda tavizsiz muhâfaza ve müdâfaa edecektir.

 

Evet değerli dostlarım,

Lozan Konferansı ahval-i siyasi bu vaziyettedir.

Okuduklarınız müdellel bir şekilde ispat edilmiştir.

Yaptığım bu umumî değerlendirme, var olan sisli/puslu havayı bir nebze de olsun teneffüs etmeniz içindir.

 

 

*İş bu makalenin devamı  MADDİ ve MANEVİ KAYIPLAR adıyla kaleme alınacak ve daha da mufâssalan değerlenledirilecektir.

 

Tüm muhâtaplarıma hayırlı günler dilerim…

 

DİPNOTLAR

 

(1)    Bkz. Ahmed Reşid Rey (H. Nazım) Gördüklerim, Yaptıklarım, İst.1945 Sh. 199

 

(2)    Gariptir ki, Sevr’den proje olarak bahsetmek bize mahsus değildir. Ondan Sevr-Lozan mukayesesi suretiyle Lozan’ı temize çıkarmak peşinde olan M. Kemal (Bkz. Nutuk An. 1927 Sh.403-404) ve hatta Lozan başmurahhası İnönü de (Bkz. İnönü’nün Hatıraları, Ulus gazetesi 24 Temmuz 1968 tarihli nüsha) “Proje” sıfatını kullanarak bahsetmektedirler.

 

(3)    Bkz. İnönü’nün Hatıraları Ulus Gazetesi S. Nisan 1969 tarihli nüsha.

 

(4)    Bkz. Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım C. 3 sh.1056

 

(5)    Bkz. Dr. Rıza Nur adı geçen eser sh. 982

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yusuf Can KARAKAŞ - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Türkiye Haberi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Türkiye Haberi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Türkiye Haberi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Türkiye Haberi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Bugün Seçim Olsa Kime Oy Verirsiniz

istanbul haber