KARŞI MAHALLE

Herhangi bir olay değerlendirilirken birçok yöntem kullanılabilir ancak konuyu mantıklı ve düşünsel fenomenlerle ele almamız gerektiğinde; konusu, bağlamı, kaynağı, doğrulanabilir ve yanlışlanabilir olması için olayın pek çok süzgeçten geçirilmesi gerekir.

KARŞI  MAHALLE

Özellikle tarihsel bağlamlı sosyolojik olaylar söz konusu olduğunda siyaset ve ideolojiler işin içerisine girdiğinde durum çok daha içinden çıkılmaz bir hal alır. Nitekim toplumsal olaylar bu kapsamda değerlendirebileceğimiz çıkmaz sokakların en görkemlilerindendir. Çıkmaz sokak demişken, yol bilmezlik nedeniyle içinden çıkılamayanla; zaten içinden çıkılmamak üzere inşa edileni ayırmak gerekir. Evet, Filistin meselesi ve Kudüs, bana göre bu sokaklardan birisi.

Tarihin çıkmaz sokaklarından…

Ortadoğu, ya da bu topraklara yakın bir yerlerde doğmuşsanız yahut Semavi dinlerden birisine inanmışsanız az çok bilir, duyar, konuşursunuz. Yani konunun bir şekilde içindesinizdir. O halde bizim penceremizden bu sokakta neler oluyor?

Tüm bunları anlamak için şehre inmek, mahalleyi bilmek, arka sokakları görmek ve dahi bir süre de olsa o sokakta bulunmuş olmak gerekir.

Zira memleket demek, biraz da o arka ve çıkmaz sokakları bilmek demek değil midir(?)

O halde gelin hep birlikte hemen hemen tüm toplumsal olaylarda karşımıza çıkan mahalleleri bu kez Kudüs meselesi üzerinden görelim:

 

Aşağı mahalle:

  • - Bu birbiri ile akraba iki Arap toplumunun kendi iç hesaplaşmasıdır. Kökleri binlerce yıla dayanan dini-ideolojik bir meseledir. Peygamberleri İbrahim’in iki farklı eşinden olan iki oğlunun devam eden iç hesaplaşmasıdır. Savaşanlar akrabadır, mesele kendi meseleleridir.
  • - Biz kendi işimize bakalım, memleket sorunları dururken bize ne başka bir milletin iç sorunundan. Kendi sorunlarına sağır olanlar başka milletlerin sorununa kulak kabartamaz.
  • - Zaten bu Araplar tarihin hemen her döneminde bizi arkamızdan vurdular.
  • - Bu Yahudi milleti dünyanın başına bela, bırakalım birbirini yesinler.
  • - Doğu Türkistanda müslümanlar işkence görürken ses çıkarmayanlar şimdi ümmeti hatırlamış, o zaman ümmet bilinciniz neredeydi?
  • - Bunlar Arap sempatizanı, asıl amaçları ideoloji.
  • - Mavi Marmara olayını hatırlayın orada 32 ülkeden insan vardı, İrlandalı, Alman vs. ancak sadece Türkler öldürüldü. Halen ders almadılar.
  • - Çıkıp kınamakla olmaz, güçleri yetiyorsa tüm ticari, siyasi anlaşmalar iptal edilsin.
  • - Yapılan tüm hareketler siyaset-güç amaçlıdır, inanmıyoruz ve karşısındayız.

 

Yukarı Mahalle:

  • - Ümmeti yalnız bırakmamalıyız, bu ümmetin en mühim meselesidir destek olalım.
  • - Zulme ses çıkarmayan dilsiz şeytandır, protesto edelim.
  • - Müslüman kardeşlerimiz için Fetih Suresi okuma kampanyası başlatalım, bilmem kaç bin hatim okuyalım.
  • - Öyle sadece dua ile olmaz; bir yardım kampanyası başlatıp, kanayan yaraları saralım.
  • - İsrail mallarının listelerini çıkarıp, boykot edelim.
  • - Yardım edelim, dua edelim, tepki koyalım, imza toplayalım, bildiri yayınlayalım, kınayalım…
  • - Devlet kınasın diyorsunuz, sözlü ihtar veriliyor bu kez sözde kalmakla eylem yapmamakla suçluyorsunuz. İnsani yardım gönderiliyor, bu kez bizim insanımız mağdurken, başka bir ülkeye yardım edilmesini eleştiriyorsunuz; her türlü durumda yapılan ne olursa olsun sadece eleştiriyorsunuz o halde iyi niyetli olmadığınız için sizi ciddiye almıyoruz.

 

Aşinasınızdır bilirsiniz… Bu listeler uzar gider.

 

Peki bu kılıç kimin kılıcı?

İsrail'de yapılan bir roportajda Yahudi bir kadın diyor ki: ‘’Kitabımızın bize emrettiği şey Mescid-i Aksa’nın yıkılıp; yerine Süleyman Mabedi'nin kurulmasıdır çünkü ilahımız bizi tüm âlemlerden üstün kıldı. Irkımız üstündür bize emredilen de budur.’’ Biz emri yerine getiriyoruz.

Benzer birçok Yahudi, ropörtajda bu soruya aynı cevabı veriyor ancak zaten güncel Tevrat’a baktığımızda nitekim aslı yok; bu inançların referansının oradan alındığını görüyoruz.

Evet, Yahudiler Süleyman Mabedi’ni inşa etmeleri emrine Tevrat referansıyla inanıyorlar.

Tüm insanlardan üstün olduklarına ve müslümanları öldürmeleri gerektiğine de!

Hülasa yahudiye göre de bu kılıç hakkın kılıcı; müslümana göre de bu savunulması gereken kale hakkın kalesi…

Yani bu dava bir mabet, bir toplum, bir millet meselesi değil; Yahudilik ve Müslümanlık arasında duran (Kale- Kılıç) meselesi…

Kaleyi koruyan da, kılıcı kuşanan da gücünü aynı yere dayandırıyor.

 

Gelelim işin bizle ilgili kısmına,

Aşağı mahallenin bir kısmı, burnu kanayan çocuğun anasına bunun zaten g… boklu, önce bezini değiştir sen nasıl annesin derken; bir kısmı da bu çocuk bizim değil, kendi anası babası sahip çıksın diyor.

Yukarı Mahalle ise altında bezi var önce burnunu temizle, bezine de sıra gelecek diyor.

Bir grup evsizin kimisi bana ne çocuktan b... boğulsun benim çocuğum mu, bakamayacaksa yapmasaydı derken; bir kısmı ise can havliyle çocuğun yarasını sarmanın telaşında…

Tüm bu mahallelerin ortak bir noktası yok mu, tabi ki var:

Sosyal Medya!

Aşağısı bu torbadan tombala misali bir söz çekiyor; ideolojik güzellemelerini birazda süslü sövgülerle süsleyince hooop! aydınlanmış oluyor. Böylece mahallesinde iki tek rakı eşliğinde kahraman ilan ediliyor.

Yukarısı da belki hayatında bir kez bile samimiyetle açıp okumadığı kitabın ayetlerini bir yerden kopyalayıp başka bir yere yapıştırarak takvalı müslüman olduğunu zannediyor. Olur olmadık görsellerin altına yazılarak ciklet sözü muamelesi yaptığı ayetlerle günün sonunda en müslüman en takvalı olarak mahallesinin baş kösesinde yerini kapmış oluyor.

Böylelikle mahallenin itibarı korunmuş, gereken had bildirilmiş; çocuğun kanı durdurulmuş, gereken insani görev yerine getirilmiş oluyor…

 

Malum mecralarda bir mahalli lokasyon belirtmeyen bir kısım evsize, çocuk düşmanı olarak yaftalanmak kalıyor.

 

Çocuğu kim doğurdu? Çocuğun anası babası kim? Kanayan burun mu önemli, boklu g.. mü?

Çocuğu yapan mı sahip çıkacak, yoksa çocuğa bakan mı?

Çocuğun akrabaları kim?

Çocuk o hale ne zaman, ne şekilde geldi?

Burnunu silmeyen çocuk mu suçlu, onu yapan mı, onu o halde görüp ona el uzatmayan mı?

Bizim mahallelerde bunlar konuşuluyor.

 

Biz bunları konuşunca çocuğun koruyucusu, seveni, kardeşi, kahramanı oluyoruz(!)

Tüm bu konuşulanların çözüme dair bir katkısı var mı? Benzer tepkileri ve sonuçlarını hatırlayalım, mahallenin orta yerinde kocası tarafından çocuğunun gözü önünde öldürülürken kameraya çekilen kadını kurtarabildik mi? Kurtardık!

O anı çektik, yayınladık, sonrasında lanetler ettik, kınadık, bir süre haber bültenlerinde başköşede yer verdik. Birileri birilerini suçladı ve bir hafta sonra konu kapandı.

 

Bir mesel var bilenler bilir tüm semavi dinlerin peygamber olarak kabul ettiği Hz İbrahim’ den (Abraham) nakledilen. Gelin hep birlikte en azından hem bizim hem dünyanın bu aşağı ve yukarı mahallelerinin ortak penceresinden bakalım:

Peygamber Hz İbrahim’in en meşhur özelliklerinden birisi de misafirsiz yemeğe oturmamasıdır. Yemek zamanı geldiğinde eğer evde misafir yoksa dışarı çıkar özellikle misafir arar ve her yemek vakti mutlaka bir hayvan kestirerek, “Ben misafirime bayat et yedirtmem” dermiş.

Bir gün yemek vakti yaklaştığında misafir olmadığını fark edip, misafir aramaya çıkmış, epey bir vakit misafir aramış ve sonunda saçı sakalı birbirine karışmış düşkün bir ihtiyar bulup evine davet etmiş. Her zaman olduğu gibi dört başı mamur bir sofra hazırlatmış. Tam yemeğe başlayacakları sırada

İhtiyar büyük bir iştahla et’e elini uzatınca: Hz İbrahim “Dur bakalım, bir besmele çek, Bismillah demeden yemek mi yenilir?” diyerek ihtiyarı uyarmış.

Bunun üzerine ihtiyar: “Vallahi ben Mecusi'yim, ateşe taparım. Besmele falan da bilmem” deyince Hz İbrahim adamı besmele çekmediği için sofrasından kovmuş.

Adam gittikten hemen sonra Cebrail (as) gelerek “Ey İbrahim Rabbimiz buyurdu ki, böyle bir davranışı nasıl yaparsın. Kulum doksan yıldır bana iman etmediği, bana karşı birçok yanlışı olduğu halde ben onun bir gün olsun rızkını kesmedim.  Bana isyanına karşı ben onun rızkını verirken; Sen nasıl oluyorda benim rızkını kesmediğim kulu besmele çekmedi diye sofrandan kovuyorsun?’’

Hz İbrahim, bu ilahi ikaz sonrası koşarak evinden çıkmış ve biraz önce sofradan kovduğu misafiri aramaya başlamış. Uzun bir arama sonucu onu bulmuş ve özür dileyerek, hata ettiğini söylemiş. Bunun üzerine adam “Ben seni anlamıyorum. Önce kovuyorsun sonra özür diliyorsun ve tekrar davet ediyorsun, ben bu işten bir şey anlamadım” der. Bunun üzerine Hz İbrahim olup biteni olduğu gibi adama anlatıp kendisinin peygamber olduğunu söyler. İhtiyar tüm bunları dinledikten sonra düşünür ve “eğer senin Rabbin benim gibi bir ihtiyar için senin gibi bir peygamberini ikaz edip; bunun için sana sesleniyorsa Rabbin gerçekten çok yüce bir varlık ben ona iman ediyorum” demiş ve orada iman etmiş.

Buradan hareketle mesajın idesini ve konuyla olan ilgisini yukarı mahalle okurunun idrak seviyesine bırakıp; bir de aşağı mahallenin penceresinden bakalım:

Tüm bunlara inanmıyorsanız (Ateist, Deist, Agnostik, Budist, Hindu vs.)

Her ne sebeple olursa olsun bir canlının öldürülmesine, yaşam hakkının ihlal edilmesine, inancı, dini, düşüncesi, fikri nedeniyle işkenceye maruz kalmasına:

İster doğa yasaları, Uluslararası Hukuk, Evrensel İnsan Hakları, ister Laik Demokratik Devletler Hukuku açısından bakalım makul mantıklı bir izah sunabilirler mi?  Bu bir insanlık suçudur. Böylesi hallerde çevre sorunları, hayvan hakları vb. sorunlara tepki olarak uygulanan yaptırımların onda birisi öldürülen bir çocuk için gösterilmiyorsa bu iki mahallenin de birbirinden hiçbir farkının olmadığının apaçık göstergesi değil midir(?)

Bir sorun milli bir sorun olarak görülüyor ise sadece o milletin mensuplarını ve düşmanlarını, dinsel bir sorunsa o ve karşıt görüşe mensup inanışları, ırksal bir sorun ise o ve düşman hattında olanları ilgilendirir. Ancak sorun insanlık adına ortak bir sorun olarak görülürse işte o zaman sen, ben, biz, o kalmayacaktır.

İnsanlar âlemi olarak ortak sorunumuzun bir haksızlığa bakarken: Bizden mi, onlardan mı? Bir fikri değerlendirirken: Bizimkine yakın mı uzak mı, bir inanca benimki gibiyse sempati; karşıtsa düşman gözüyle bakmak olduğunu düşünüyorum.

Bu başkasının çocuğu o halde ölsün gözüyle bakanla; bu bizden birisinin çocuğu yardımcı olalım gözüyle bakan gözler arasında hiçbir fark yoktur.

Çocuğun kimlerden olduğuna göre belirlenecek olan merhamet yahut zalimlik, zulmün ta kendisidir. 

Çocuğun burnu da değerlidir, gözü de…

Çocuk çocuktur; anasının teyzen; babasının enişten olması gerekmez onun kanayan yarasını sarman için.

Can candır; Bir dalda yaprak, bir kuşta kanat, bir insanda göz ne ise aynıdır birdir aynı şekilde muteberdir asıl kutsal olan insandır diyene dek mahallelerin soytarıları da bitmez seyirlik oyunları da.  Kâbe’nin tamamı bir insanın tek bir hücresinden değerli değildir! Çünkü Kâbe insan için inşa edilmiştir, insan Kâbe için yaratılmamıştır. Diğer tüm Kutsal mabetler de öyle…

 

İnsanlık suçu bugün sadece Kudüs meselesinde yaşanmıyor elbette.

Koparılan bir yaprağa susmakla, bir karıncayı ezmekle, bir insanın gönlünü kırmakla sızlamıyorsa vicdanımız evet hepsi birer insanlık suçudur.

Bizler; kimlerdendir, görüşü nedir, milleti, dini, dili ırkı nedir deyip ona göre şekil aldığımız her türlü durumda zulmün ta kendileriyiz.

İnsanın olduğu yerde öteki; ötekinin olduğu yerde insanlıktan söz edemeyiz.

Zulmü ortadan kaldırmadıkça; şekil, soy, ırk, biçim değiştirerek gelmeye devam edecektir.

Yukarı mahallenin lümpeni, aşağı mahallenin jakobenine evsiz olmanın hüznüyle diyorum ki:

Konusu, sebebi, milleti ne olursa olsun her koşulda zulmün karşısında durmalıyız.

“Zulme karşı birleşmesi gereken İslam Alemi değil; İnsanlık Alemidir.”

Bazı idrak seviyeleri için bu parantezi açmam gerektiğini düşünüyorum bu mesele evet önemlidir, evet susmamalıdır, evet tepki verilmelidir ancak bu tepki tüm insanlık âleminin benimsediği ortak bir sorun olarak nitelendirilmelidir.

Kendi mahallesinde bir şeylerin değişmesi için samimiyetle uykusuz kalanları da bilir selam ederim; ancak bu mahallelerin hemen hepsinde yaşamış, kimisinden kovulmuş kimisinden kaçarcasına uzaklaşmış birisi olarak emin olduğum şudur ki gözümüzde öteki gözlüğü olduğu müddetçe biz hep geriye gideceğiz. Olaylara milli maç ruhuyla yaklaşmak sizden bi haber oyuncuların oynadığı bir oyunda, sonuçlar adına hiçbir önem teşkil etmeyecektir. Siz istediğiniz kadar tezahürat edip kendi motivasyonunuzu bir süreliğine zinde tutabilirsiniz ancak bu coşku sonuçları değiştirmeyecektir.

 

Aydınlanma, şu veya bu mahallenin bekçisi olup, iki satır sövgü ile övgü arasında kalarak varılacak bir durum değildir.

İşe kendi kapımızın önünü temiz tutarak başlayabiliriz ancak asli görevimiz bir başkasının kapısından geçerken ne yaptığımızla ilgilidir. O kapı düşman kapısı olsa dahi orayı temiz tutabilmenin yolu; aşağı yukarı beriki demeden, memleketi, memleketleri b… kokusu sarmadan nerede insana dair bir zülüm varsa orada tüm insanlar âlemini üst kimlik alarak birlikte hareket edebilmektir.

 

Tüm sosyolojik sorunlar için ezberlediğimiz refleksler var; hiçbir çözüm getirmeyeceğini bildiğimiz.

Bugün oturmuş işin Uluslararası Hukuk boyutunu konuşanlardan tutalım da mahalleler arası içi boş demagojilere varana dek…

Irak, Suriye, Mısır, Yemen’in başına gelenlerde Uluslararası ukuk var mıydı?

Doğu Türkistan’da var mıydı?

İnsanı yüzlerce yıl siyahla beyaz olarak ayıranlarda var mıydı?

Afrika’da ömrü boyunca tadına bile bakmadığı çikolataların işçisi çocuğun bir yudum suya hasret ölümünde uluslararası hukuk var mıydı?

Kardeşim siz hangi hukuktan bahsediyorsunuz?

BM kınadı diye hangi leş kargası leşini almaktan vazgeçti?

 

Tüm bunlar akbabalara çağrıdan başka bir şey değil…

Birlik çağrısı yapılacaksa: Halklara, milletlerin ta kendisine, sadece insan için; tüm ön eklerden arındırılmış, insanlık suçunun işlendiği tüm topraklara, tüm insanlara yapılmalı.

Papa Hristiyan âlemine seslenebilir…

Biz İnsanlık âlemine seslenmeliyiz, mahalle farkı gözetmeksizin.

Gayemiz bir afili köşe kapmak değilse(!)

Nurgül Ergül

 

 

 

 

 

 

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nurgül ERGÜL - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Türkiye Haberi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Türkiye Haberi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Türkiye Haberi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Türkiye Haberi değil haberi geçen ajanstır.

04

Oğuzhan Türkoğlu - Kimsenin açık yüreklilik ile dile getiremediği Filistin ve İsrail meselesinden hareketle aslında toplumun genel yarasına el değdirmiş ders niteliğinde bir köşe yazısı tebrikler Nurgül hanım??????

Yanıtla . 5Beğen . 1Beğenme 16 Mayıs 01:23
03

Beşiktaşk? - Uzun zamandır bu kadar lezzetli ve doyurucu bir köşe yazısı okumamıştım, Yazarımıza teşekkür eder paylaşımlarının devamını dilerim.Saygılar...

Yanıtla . 5Beğen . 0Beğenme 16 Mayıs 01:01
02

Hayal Mühendisi - Hangi mahalleye giderse gitsin kendini tam anlamıyla ait hissedememiş, nerede ikamet ediyorsa karşı tarafın güzel ozelliklerinden bahsedip bulunduğu mahallenin yanlış bakış açılarını eleştirmeyi ilke edinmiş bir mahalle sakini olarak bakış açınızı ve yazınızın akıcılığını çok beğendim. Fikirleriniz hep canlı ve eleştirel kalması ümidiyle.

Yanıtla . 5Beğen . 0Beğenme 16 Mayıs 00:43
01

Beşiktaş - Yıllardır bu konuya dair okuduğum en doğru tespitler

Şahsım adına sizi tebrik ederim

Yanıtla . 6Beğen . 0Beğenme 16 Mayıs 00:29


Anket Bugün Seçim Olsa Kime Oy Verirsiniz

istanbul haber