Sosyolog, Yazar ve Kadın Hakları Savunucusu Erdal Sarıçam ile söyleşi…

Sosyolog, Yazar ve Kadın Hakları Savunucusu Erdal Sarıçam ile söyleşi…

+1
Haber albümü için resme tıklayın

SORU: Uzun süredir kadın hakları, kadına şiddet ve kadın sorunu üzerinde çalışıyorsunuz. "Kadın Sorunu" derken bir sosyolog olarak “sorun” kavramına hangi açıdan bakıyorsunuz? Var olma sorunu mu, yoksa öz benlik yahut bir kimlik inşa etme sorunu mu?

 

CEVAP: Ben buna öncelikle kavramsal açıdan bakmak istiyorum. Şimdi düşünelim: Kadına yönelik şiddet acaba gerçekten bir kadın sorunu mu,  yoksa erkek sorunu mu? Veya toplumsal bir sorun mu? Sabah saatlerinde yayınlanan, üstelik hiçbir yayın kalitesi gözetilmeden yayınlanan niteliksiz programlara “kadın programı” deniyor mesela. Bunun gibi. Bu tip kavramlar bile kadını rencide etmeye yetiyor bence. Ben buna “kadın sorunu” değil de genel olarak “toplumsal sorun” demek istiyorum. Kadına yönelik şiddet bir toplumsal sorun. Evet, bu bir toplumsal sorun ve bu sorun öncelikle kadınları, sonrasında çocukları ve erkekleri, dahası tüm toplumu ilgilendiriyor. Elbette siz, “kadın sorunu” derken aslında bunu kastediyorsunuz; bunun farkındayım. Ama ben yine de bu sorunun toplumsal bir sorun olduğunun altını çizmek istiyorum. Bu nedenle böyle bir giriş yapmak istedim. Şimdi sorunu toplumsal sorun şeklinde genellersek, topluma mensup herkesi çözüm için sorumlu tutabiliriz. Ben bunu çok önemsiyorum. Şimdi doğrudan sorunuzun cevabına gelecek olursak; bu aslında hem bir var olma hem de bir kimlik sorunudur. Bugünün dünyasında kadınlar, çoğunlukla erkeklerin etkisiyle özgürce yaşayamıyorlar. Örneğin siyasi tercihlerini bile çoğunlukla eşlerinin veya babalarının baskısıyla belirlemek zorunda kalıyorlar. Siyasi bir tercih, yani oy kullanma en önemli bireyleşme göstergesidir. Devletin sizi bir birey olarak tanıdığının en somut göstergesidir. Eğer burada bile bir baskı, bir yönlendirme davranışıyla muhatap oluyorsanız, problem çok ciddi demektir. İstediği gibi giyinme, okuma, seyahat etme gibi, daha çok gündelik sosyal hayata dair tercihleri hiç söylemiyorum bile. Bunlar en insani haklar ve çoğu kez bu haklar bile sorgulanabiliyor. Baktığımızda, kadınların hem kimlik kazanma hem de birey olarak sosyal hayatın içinde var olabilme gibi temel hak ve hürriyetlerde ciddi sıkıntıların olduğunu görüyoruz. Burada toplumsal normlar ve kadına bakış açısı etkili olduğu gibi, kadınların kendi öz kimliklerini inşa etme bilincinden de bir miktar uzak olduklarını da söyleyebiliriz. Yani kadın fark etmeli, kadın kendi kimliğinin farkında olmalı.  

 

SORU: Kadının toplumsal kimliğinin öne çıkarılması önemli midir? Sizce Türk kadını, kimliğini genel olarak hangi kavramlar üzerine bina ediyor?

 

CEVAP:   Kadının toplumsal, yani sosyolojik kimliği elbette çok önemli. Zira toplumu inşa eden çok büyük bir kitle, kadınlardan oluşuyor. Dünyanın yarısı kadınlardan oluşuyor. Onların anne olarak, ev hanımı olarak, sevgi ve merhametin temsilcisi olarak taşıdıkları kimlik çok saygı değerdir. Ancak bence asıl öne çıkması gereken şey, toplumsal kimliğinden ziyade kadının birey olarak taşıdığı kimlik olmalı. Mesela mesleki kimliği olabilir bu. Siyasetçi, eğitimci, sağlıkçı kimliği olabilir. Bugün çok öteden beri alışılageldiği gibi kadın daha çok annelik, eşlik, hayat arkadaşlığı gibi kavramlarla işleniyor toplumsal hafızaya. Bugün Türk kadını da kendisini anne-eş kavramları üzerine konumlandırıyor çoğu kez. Elbette öyle de olmalı ama tek başına değil. Tek başına bu, kadının potansiyelini biraz aşağılara çekiyor, sınırlıyor. Öyle ki, bir anne olan kadın aynı zamanda bir doktor da olabiliyor; bir eş olan kadın aynı zaman da bir mühendis de olabiliyor, bir siyasetçi, bir öğretmen, bir avukat, bir psikolog da olabiliyor. Bunların hepsi çok önemli.

 

SORU: Kadının kendi kimliğini inşa etmesi konusunda genel yanılgılar nelerdir?

CEVAP: Türk kadını özelinde konuşalım. Türk toplumunun kadına yönelik bir takım temel yargıları var; normları ve değerleri var. Bu yargı, norm ve değerler çoğunlukla statik halde bulunuyorlar. Yani temelleri uzun yıllar öncesinde atılmış ve bir kısmı tabu haline gelmiş şeyler. Bunları yok saymak, bunlara rağmen adımlar atmak çok kolay değil maalesef ama imkânsız da değil. Bu tabulardan en önemlisi kadına çizilen bir takım roller. Öyle ki, bu roller günlük hayatta deyim olarak, atasözü olarak dahi sıklıkla kullanılıyor. “Evinin kadını… Kadını dövmeyen… Kadının sırtından sopayı… Kadın dediğin…” Bütün bunlar kadını eve kapatan, annelik rolüyle sınırlayan, sokağı yasaklayan, değersizleştiren bir anlama sahip. Öncelikle kadınlar bu tabulardan, bu rollerden kurtulmalı. Kadınlar, toplumun dayattığı rollerden kurtulmalı. Yani kadınlar kendi rollerini kendileri belirlemeli. “Ben anneyim o halde çalışamam. Evlendim evimin kadını oldum, siyasette ne işim var? Kocamdır döver de sever de.” gibi sıradan, bayağı kalıplardan kurtulmalı bir kadın. En büyük yanılgı bu işte. Bu tip kalıplar, bu tip yanılgılar, kadınların birey olabilmelerinin önündeki en büyük engeller. Kadınların, kendilerini sınırlayan kalıplardan kurtulmaları gerekiyor. Kadınların bu kalıplardan kurtulmaları, ayrıca şiddetin de ortadan kalkması için önemli bir adımdır. Birazdan konuşuruz. Şiddeti tanımlamak, sebep ve sonuçlarını konuşmak tek başına yeterli olmaz hiçbir zaman. Kadının, kendisine çizilen sınırlardan kurtulması da bu anlamda çok önemli ve çok belirleyici.

 

 

 

SORU: Bir sosyolog olarak kadına yönelen şiddetin temelinde neler olduğunu gözlemliyorsunuz? Gittikçe artan bu şiddetin son bulması için sizce nelerin yapılması gerekiyor?

 

CEVAP: Kadına yönelik şiddetin elbette birçok sebebi var. Ben bir sosyolog olarak konuyu derinlemesine incelediğimde dikkat edilmesi gereken üç temel nokta belirledim. Bunlar şiddeti doğuran sebepler, besleyen sebepler, harekete geçiren sebeplerdir. Şimdi önce şiddeti doğuran sebeplere bakalım: Burada ilk dikkat çeken faktörler aile, çevre ve kişinin aldığı eğitim… Ailesinde şiddete tanık olmuş çocuklar, ileride şiddete meyilli bireyler olarak topluma karışıyorlar. Evde annesinin, ablasının, kız kardeşinin darp edildiği görerek büyüyen bir erkek çocuk, kadınların darp edilmelerini olağan karşılayabiliyor. Yani insan şiddeti ailesinden öğreniyor. Tabi genelleme yapamayız. Şiddeti her gören elbette, şiddet uygulamıyor ama şiddet uygulayanlara bakıldığında, bunu ilk kez kendi ailelerinde gördüklerini görüyoruz. Yani çocuk kendi ailesinde ne görüyorsa, ilerideki hayatında da onu uyguluyor. Şiddet sadece öğrenilmekle de kalmıyor tabi; bu duygu zamanla besleniyor, büyütülüyor. Şimdi bu noktada şiddeti besleyen sebepler öne çıkıyor: Bunlar da benim her fırsatta ifade ettiğim gibi medya ve medya dili… Bugün televizyonlara bakalım. Haber kanallarından dizi filmlere kadar, hatta en masum sinema filmlerine kadar, şiddeti tüm boyutlarıyla görebiliyoruz. Bir kadın cinayetini uzun uzun, tüm detaylarıyla anlatan haber programları yapılıyor. Adeta kadın öldürmenin incelikleri anlatılıyor. Tabi bütün bunlar bir günde olmadı. Yılların birikimi bu hale getirdi bu sorunu. Yeşilçam filmlerine bakın mesela. “Kadir İnanır tokadı” diye bir şey var! Onun “kahpe” diyerek attığı tokatla büyüdük biz! Yani sanatçının şahsına, şahsi varlığına, sanatçı kimliğine bir şey demiyorum, yanlış anlaşılmasın. Ben senaryodan bahsediyorum. Sonra Küçük Emrah filmleri… Çoğu filmi ensest ilişkiler üzerine kurulu. Yengeye tecavüzü biz o filmlerde gördük. Manavın, bakkalın, komşu kadınlarına müşterilerine tacizlerini, tecavüzlerini o filmlerde izledik. Medya dili derken tüm medya unsurlarını kastediyorum. Yazılı, sözlü ve görsel… Toplum tarafından en çok sevilen aktörlerin bile neredeyse hepsi, birçok filmde kadın tokatlıyor. Yıllarca topluma bu sinema filmleri gösterildi. Hala bu medya rezaleti devam ediyor. Dizi filmler, kadın programı denen programlar, evlilik ve yemek programları hepsi şiddet içeriyor. Bir yemek programında bir kadın, bir başka kadının evine yemeğe gidiyor ve ev sahibiyle kavga ediyor. Yediği yemeğe kırk türlü kusur buluyor, ev sahibine hakaret ediyor, aşağılıyor. “Bu ne biçim yemek, böyle yemek mi olur?” filan diyor. Yani bu en azından psikolojik şiddet değil de nedir? Bütün bu yayınlar kadına yönelik şiddeti normalleştiriyor. Çünkü insanlar alışıyor, duyarsızlaşıyor. Yani aileden ve çevreden öğrenilen, çeşitli medya unsurlarıyla beslenip büyütülen şiddet duygusu, bir iki küçük kıvılcımla da harekete geçip eyleme dökülüyor. Tabi bir de şiddeti harekete geçiren sebepler var. Mesela alkol, işsizlik, geçim sıkıntısı, madde bağımlılığı, kıskançlık, boşanma, yanlış arkadaş çevresi, kumar gibi… Özetle şöyle kategorize edebiliriz:  Şiddeti Doğuran Sebepler: Aile ve çevre.  Şiddeti Besleyen Sebepler: Medya dili, TV ve gazeteler. Şiddeti Harekete Geçiren Sebepler: Geçim sıkıntısı, işsizlik, alkol, kumar, boşanma, madde bağımlılığı.

 

SORU: Şiddetin çözümünü neye bağlıyorsunuz? Bu sorun nasıl çözülecek? Şiddeti hayatımızdan nasıl çıkarabiliriz?

 

CEVAP: Ben kadına yönelik şiddetin üç başlık altında çözüleceğini düşünüyorum. Tabi burada devlete düşen sorumluluklar da var bireylere düşen sorumluluklar da var. Öncelikle her zaman söylüyoruz eğitim. Bu çok önemli. Bunu söylerken, eğitim derken doğrudan kastettiğim şey diploma değil; sadece okul/üniversite değil. Sosyolojik ve psikolojik eğitim. Aile eğitimi, bireylere aile bilincinin verilmesi, öfke kontrolü, sorumluluk bilinci, hayatı doğru okuyabilme gibi eğitimler. Bu eğitimleri, oturup birilerinin bize vermesini beklemek de doğru olmaz. Bizler de sorumluluk bilinciyle hareket ederek bu eğitimleri alabiliriz. Bu anlamda üstümüze düşen çok şey var. Sonra okulda çocukların ve gençlerin eğitilmesi… Yeni neslin anaokullarından itibaren bu konu üzerinde eğitilmeleri. Burada tabi en önemli görev devlete düşüyor. Milli Eğitim müfredatı ona göre dizayn edilmeli. Ortak akıl ilkesiyle birçok STK ile birlikte geniş ve isabetli bir müfredat hazırlanabilir. Bunların yanında bireysel olarak yapacağımız şeyler de var. Ailemizi, çocuklarımızı şiddet içerikli yayınlardan ve ortamlardan uzak tutmak gibi mesela. Sonra medya dilinin düzeltilmesi gerekiyor. Haber bültenleri, TV dizileri başta olmak üzere tüm medya unsurları şiddet dilinden arındırılmalı. RTÜK çok daha etkin kullanılmalı… Ekranlarda, basılı yayınlarda kadına yönelik şiddet gereğinden fazla yer almamalı. Haberlerde sadece kısa haber olarak verilmeli. Yani Özgecan Aslan cinayetinde, cinayetin her anını, her saniyesini öğrendik biz. Özgecan’ın çektiği acının anlık şahidi olduk. Bugün bir cinayet haberi tüm ince ayrıntılarına kadar veriliyor. Neden? Ne amaçla?  Reyting uğruna mı? Reyting uğruna bir toplum topyekûn ateşe atılıyor. Birilerinin, bazı kapitalist ailelerin daha çok para kazanmaları uğruna. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Üçüncü başlık ceza kanunlarında yapılacak düzenlemeler… Şu anki ceza kanunları en üst düzeyden ceza vermeye yönelik yapılmış olsa da insanlarda hala bir güven sorunu var. Suçluların bir süre hapiste kaldıktan sonra, mutlaka çıkacakları düşüncesi hâkim. Devlet insanlardaki bu endişeleri, şüpheleri gidermeli. Bu üç başlık hayata geçirilirse, kadına yönelik şiddet de önemli oranda azalır diye düşünüyorum. Şiddet sorununu çözecek faktörleri şöyle özetleyelim: Eğitim, medya dili ve ceza kanunları. Ayrıca bu tedbirler sadece kadına yönelik şiddeti değil, tüm şiddet türlerini en aza indirecek, hatta ortadan kaldıracaktır. 

 

 

SORU: Kadına şiddete karşı toplu destek videoları düzenleyerek önemli bir farkındalık oluşturdunuz. Bu projenizin başlangıç öyküsü, ilerleyiş süreci ve olumlu geri dönüşleri hakkında bize neler söylemek istersiniz?

 

CEVAP: Evet şu an kadına yönelik şiddetle ilgili harika bir proje yürütüyoruz. Bu bahsettiğiniz video farkındalık etkinliği, yürüttüğümüz projenin sadece bir kolu. Şu an 4 koldan oluşan bir projemiz var. Birincisi: Kadınlara moral ve motivasyon katacak, ülkemizden ve dünyadan güçlü ve başarılı kadınların hayat öykülerinden oluşan biyografi kitaplarımız. Yazmış olduğum bu kitapları Türkiye’nin her yerinden isteyen herkese ücretsiz gönderiyoruz. Basımı ve dağıtımı Tuzla Belediyesi tarafından yapılıyor. Tuzla Belediye Başkanı Dr. Şadi Yazıcı bu konuda çok hassas ve çok duyarlı. Kitap konusunda bize her zaman destek oldu, oluyor. İkincisi: Benim hukukçu ve psikologlardan oluşan gönüllü bir ekibim var. Birkaç avukat ve psikolog hanım bana destek oluyor. Mağdur durumda olan ve bize başvuran kadınlara, ücretsiz hukuki ve psikolojik destek sağlıyoruz, yardımcı oluyoruz, yol gösteriyoruz. Üçüncüsü: Kadınların eğitimine yönelik yüz yüze sayısız seminer ve konferanslarımız oldu. Anaokulundan üniversite düzeyine kadar veli ve öğrenci bazında yaptık bu eğitimlerimizi. Ayrıca birçok STK ve resmi kurumlara yönelik programlar icra ettik. Şu an pandemi nedeniyle internet üzerinden devam ediyoruz. Dördüncüsü: Sorunuzda işaret ettiğiniz gibi kadına yönelik şiddete karşı toplumsal duyarlılık ve farkındalık etkinliği… Kadına yönelik şiddet konusunda düşüncelerini video olarak bize gönderen kadınlarımızın kayıtlarını sosyal medya hesaplarımızda yayınlıyoruz. Bu şekilde konuyu gündemde tutuyoruz ve bir farkındalık oluşturuyoruz. Etkinlik şu an devam ediyor. Bu güne kadar milletvekillerinden profesörlere, avukatlardan psikologlara, doktorlardan öğretmenlere, yazarlardan STK yöneticilerine kadar binlerce kadından video kaydı ulaştı bize. Bu konuda duyarlı ve hassas davranan tüm kadınlara çok teşekkür ediyorum. Bu video mesaj farkındalık etkinliği çok etkili oldu. Kadınlara yalnız ve çaresiz olmadıkları hissini vermeye çalıştık. Geri dönüşlerden, çok da isabetli bir etkinlik olduğunu söyleyebilirim. 


SORU: “Aynı Göğün Yıldızları” adlı kitabınızdan bize biraz bahseder misiniz?

 

CEVAP: Bu kitap, az önce sözünü ettiğim proje kitaplarımızdan biridir. Benim son yayınlanan kitabım. Öncesinde bu anlamda 3 kitabım daha yayınlanmış ve talep eden herkese ücretsiz bir şekilde gönderilmişti. Şöyle anlatmaya çalışayım. Ben kadına şiddet konusunu ezilen, darp edilen, mağdur olan kadınlar üzerinden değil de başarılı olan, dik durabilen, güçlü kalabilen kadınlar üzerinden yürütüyorum. Yani kadınlara moral ve motivasyon katmaya çalışıyorum. Onlara aciz ve güçsüz değil, aslında güçlü ve değerli oldukları mesajını vermeye çalışıyorum. Sadece onlara değil, tüm topluma. Bunun için kendi alanında başarılı olmuş, büyük işler başarmış, kitleleri etkilemiş, toplumları harekete geçirmiş, hem kendisine hem ülkesine hem de dünyaya değer katmış kadınların biyografik hayat öykülerini kitaplaştırıyorum. Ve aslında kadının gerçekte ne anlama geldiğini anlatmaya çalışıyorum. Kitaplarımda sanat, siyaset, eğitim, bilim, spor ve daha birçok alandan kadınının hayat öyküleri var. Bahsettiğiniz “Aynı Göğün Yıldızları” bu anlamda yayınlanmış bir kitap ve içinde Türkiye’den ve dünyadan 76 kadının başarılarla dolu hayat öyküsünü içeriyor. Az önce de ifade ettiğim gibi tüm bu kitaplar Tuzla Belediye Başkanı Dr. Şadi Yazıcı’nın desteği ile yayınlanıp, talep eden herkese gönderiliyor.

 

SORU: Kadına yönelik şiddet ekseninde kitaplar, eğitimler, konferanslar, danışmanlık hizmetleri… Bu konuda birçok şey yapıyorsunuz. Peki, doğrudan sormak istiyorum. Kadına yönelik şiddetin bir gün kesin bir şekilde sona ereceğine inanıyor musunuz?

 

CEVAP: Bu konuda gerekli adımlar atılırsa, başta hükümetler olmak üzere sorumluluk duygusuna sahip herkes ve her kurum üstüne düşeni yaparsa, uzun vadede kadına yönelik şiddetin kesinlikle sona ereceğine inanıyorum. Burada iki sihirli kelime öne çıkıyor: Samimiyet ve cesaret… Samimiyet ve cesaretle adım atarsak, kadına yönelik şiddetin hiçbir türü bu toplumda asla barınamaz.

02 Kas 2021 - 11:34 -


TÜM RÖPORTAJLAR GÖSTER

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Türkiye Haberi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Türkiye Haberi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Türkiye Haberi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Türkiye Haberi değil haberi geçen ajanstır.




Anket Bugün Seçim Olsa Kime Oy Verirsiniz
istanbul haber